ÜNİVERSİTE SEÇİMİ

//ÜNİVERSİTE SEÇİMİ

ÜNİVERSİTE SEÇİMİ

Anne baba için çocuklarının üniversite seçimi son derece basit bir konu. Ama bunu takribi üçüncü senenin sonunda anlıyorsunuz. Mücadeleler veriliyor; acılar, kararsızlıklar, vicdan azapları yaşanıyor,  bu arada su akıyor ve yolunu buluyor. Bu seçim çeşitli aşamalar içeriyor. Yurtiçinde mi yoksa yurtdışında mı okunacak? Yurtdışındaysa nerede kalınacak? Sözelci mi sayısalcı mı olunacak? Hangi bölüm seçilecek? Her soru ayrı bir çatışma konusu oluyor. Bizim ebeveynler olarak görevimiz neydi? Bize bağımlı olarak doğan yavrumuzun bağımlılığını zaman içerisinde en sağlıklı şekilde azaltmak değil miydi? Biz de şüphesiz öyle yaptık! (Sorumluluk verdik, sürekli uyarılarda bulunmadık, suçluluk uyandırmaya çalışmadık, sınır tanımaz övgüler yapmadık vs…Yani en azından iyi niyetle denedik dönem dönem.)

Kızım lise 2.sınıfta “üniversiteyi yurtdışında okuyacağım” dedi. Anne olarak önüne seçeneklerini sunmalıydım. Bu kararı vermek için daha iki senesi vardı, son senesinde fikrini değiştirirse çok geç kalmış olabilirdik. Belki de gerekçesi sadece sınav kaygısıydı, yeterince çalışırsa kaygısı azalır, ve Türkiye’de kalmayı tercih edebilirdi. Hemen onu üniversite hazırlık kursuna yazdırdım, bir dönem de zorla gönderdim. Derken bir gün geldi ve “ben idareyle konuştum, ikinci dönemin ücretini geri alabiliyormuşuz, ben dershaneyi bırakıyorum” dedi. Yüzündeki ifadeden fazla şansım olmadığını anlamıştım. Sonuç olarak, haftada beş gün saat altıda kalkan kızım, bir kış boyunca hafta sonu da erken kalktığıyla kalmıştı. Öğrenmenin zararı olmaz diye kendimi avuttum. Bilgilerini pekiştirmişti. Ben elimden geleni yaptım, bu arada yurtdışında okumakta kararlı olduğunu da netleştirmiş olduk diye düşündüm. Bu fikrimi kızımla paylaştığımda “Olmadık anne ben zaten kararlıydım, sen oldun” dedi. Anne yüreği işte…

Tam kızımızın yurtdışı kararını olgunlukla kabullenmiştik ki matematik okuyacağını söyledi. Aslında sayısal zekasının yanında sanatçı bir tarafı da vardı kızımızın. Mimar olsa daha iyi olmaz mıydı? Akademisyen arkadaşlarımızla tesadüfi buluşmalar gerçekleştirdik, farklı branşları konuşma şansı bulduk. Zaman içerisinde kızımızın kararlılığı, matematik sevgisi, ömür boyu matematik çalışma isteği bizi gururlandırdı, en son cılız bir sesle “Bari matematik mühendisliği olsun” dediğimi hatırlıyorum.

Lise başarıyla bitti, en çok istediği üniversiteden kabul geldi. Mezuniyet törenlerinde öğretmenleriyle görüşme fırsatımız oldu. Son derece hararetli bir şekilde kızımızın en doğru seçimi yaptığından, matematiği bu kadar seven nadir öğrencilerden olduğundan bahsettiler. Biz de ebeveyn olarak, çocuklarımızın merak ettikleri konuları çalışırken beyinlerinin zevki yöneten kısımlarının etkin hale geldiği bilinciyle kendisini her aşamada desteklediğimizi belirttik. Tabii ki enerjisini boşa harcamasını asla istemeyiz.

Tarih yaklaştıkça heyecan arttı. Tamam küçük kızımız büyüdü, bağımsız bir birey oldu, ama ilk kez bizden ayrı kalacak. Üniversite çok zor, farklı bir ülke, her ne kadar 5 senedir çalışıyor olsa da dil farklı. Bir de ev yönetmenin sorumluluğunu üstlenmemeli, yurtta kalmalı diye düşündüm. Ev kiralanması düşüncesine kesinlikle karşıydım. Yurtlara başvurduk, elbet biri çıkar. Okulun açılmasına 10 gün kaldı, hala cevap yok. Bu şehirde yurt için aylarca sıra beklendiğini nereden bilebilirdik. Hemen aile olarak devreye giriyoruz, bir gurbetçi bulup kızımızı yanına yerleştiriyoruz. Hem daha iyi, akşamları türk yemekleri yiyecek. Okula 4 vesaitle 1,5 saatte gidiyor, öyle de bir yerleşim yeri. Sanki hata yaptım, ama ilk akşam yemekte karnıyarık ve cacık varmış, değmez mi?

Üçüncü yılımız bitti. Onu, tatillerde Türkiye’ye her gelişinde daha bilinçli ve daha sorumluluk sahibi görüyorum. Sanki ben de daha bilinçliyim. Okul ve bölüm anladığım kadarıyla zor, yurtdışında üniversite eğitimi için bulunmak zor, birçok arkadaşı geri döndü. Eceye bakıyorum, kendini bulunduğu şehre ve okula ait hissediyor. Özgür Bolat yazılarında okumuştum, kendini bir gruba ait hisseden kişinin motivasyonu artıyor, daha fazla emek veriyor ve en en önemlisi de daha mutlu oluyor. Kararını kendisi verdi, hatta arkasında durdu. Şimdi geri dönüp bakıyorum, söyleyecek tek sözüm olabilir, “çocuklarımıza biraz güvenelim”.

By | 2018-09-10T23:47:30+00:00 Eylül 10th, 2018|Categories: Genel|Yorum yok

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin